Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: MEÇHUL SEVGILIYE MEKTUBUMDUR – 1  (Okunma Sayısı 1227 defa)
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« : Kasım 27, 2009, 05:47:42 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 1

Mutlu ŞAHİN

Sen yüreğinde özgürlüğü bulduğumdun, umudumdun.. Yitirdim.

Gece oluyor ben bulduğuma sığınıyorum.. Gözlerimden ağıtlar hece hece avuçlarıma düşüyor.. Gece devrim marşlarıyla geçiyor oysa hep Çav Bella'yı söylerdin sen bana.. Koynuna alıp yatırmıyor hiç bir gece beni Ey Proleter bakışlı yar...

Sonunda se(n)ssizliğin çığlıklarını dışarıdan gelen martı sesleri bastırıyor.. Derin bir nefes alıyorum, gülüşün geçiyor gözlerimin önünden... Tüm kalbim yağmalanıyor faşist paramiliterler tarafından.. Gece bitiyor birazdan sabah ezanı okunacak.. Uyan Ey Partizan bakışlı yar uyan güneş sensiz doğacak..

Sabaha karşı gözlerimi kapıyorum sana; Filistin'deyim kanlı bir sensizlik sonrası can çekişen aşkıma intifada marşları karışıyor barikatlarıma.. Israil'deyim ağlama duvarında sana ağlıyorum.. En fazla Kürdistan'dayım Zertüşt'e senin için yalvarıyorum.. Sevmek neymiş anla Ey Zilan bakışlı yar..

Bak bir güvercin vuruluyor Şişli sokaklarında adına vatan millet sakarya dedikleri aciz bir amaç uğruna, ve Sarı Gelin türküsü söylüyor tüm yeryüzü HRANT DİNK aınısına Ey Gelin bakışlı yar....

Kızıltepe'de okul bahçeleri tank panzer durağı olmuş ve UĞUR'ların sevdasını ROZERİN'ler WELAT'lar omuzlamış HERNEPEŞ marşıyla yol alıyorlar Güneşe doğru Ey Aydınlık gülüşlü yar...

Gün boyu boşluktayım, boş satırlara kalem atıyorum.. Tüm satır başları tutulmuş kaçamıyorum.. Sensizliğin ucunda karalanıyorum. Bak yine yüzüne teslim oluyorum.. gözlerine tutuklanıp gülüşüne kelepçeleniyorum.. Galiba ömür boyu sensizliğe çarptırılıyorum...

Felç geçirmiş hisler barındırıyorum hücremde; Hiç bir tepkim etkisine ayak uyduramıyor.. Susuşlarımdan hiç kimse birşey anlamıyor.. sırtımı yasladığım duvar senin rolünü üstleniyor..Karşı pencerede güneş batıyor sözde hava kararıyor aslında hayatım kararıyor ve dünyam buna ayak uyduruyor, Hiç birşey anlamadan gece oluyor ve ben rüzgarla birlikte aynı cümleyi tekrarlıyorum; Unutma varlığın varlığıma tutsaklıktı, yokluğun yok oluşuma işrettir Ey Meçhul bakışlı yar...

Sussam olmuyor,konuşsam öldürülüyorum..Kabil ellerime,Habil yürek arıyorum..Hangi yol Habil'e çıkar sevgilim?..

Çıkmaz sokağındayım bu kentin..Yollarım uçurumlara varıyor.Bütün levhalar ışıksız..Bu yolun sonu ölüm; kanadı kırık kuş,hadi tut ellerimden vuslata düşelim..

Bitimi olmalı acının..Tıkandım..Sonu olmalı bu yazının..işte ordayım; ölüm kusan bir yazının son


paragrafında..Sonuna kadar sabredip,son paragrafa gözleri değen ''Sen''; hadi, hiç bilmediğin bir yerdeki bu yabancının acılarına bir dua yamala... [/b][/color][/font]
« Son Düzenleme: Kasım 27, 2009, 05:52:28 ÖS Gönderen: radiozonema » Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #1 : Kasım 28, 2009, 10:59:12 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 2

Mutlu ŞAHİN

Bu mektup Paris'ten sesleniyor sana. Artık hiçbir yıldızın aydınlatamadığı, bulutların darmadağın, kırk yamalı olduğu gecelerimize. Şimdi sen türküler dinliyorsun hüzünlü aşklara dair, bense geceyi koynuma alıp kucağımda düşlerimle yine sana uyumaya, yine sana uyanmaya çalışıyorum... BIRAKMA BENİ EY YAR... Bırakırsan adressiz coğrafyalara düşerim...

Gidiyorum ey yar... Biliyorum, yine sağanak gökgürültülü gözyaşlarıyla uğurlayacak beni bu kent! Hayır, uğursuzluğa inanmam ben! Hem ardımdan hıçkırıklara boğulan bir şehir neden uğursuz olsun ki..? BIRAKMA BENİ EY YAR... Bırakırsan Bağdat'da bir kız çocuğu vurulur petrol uğruna..

Geç kaldın, Fecr vakti uyanamadın! Kalmadın gecenin sabahına, dudağımda bırakılan yarım bir cümle oldun! Gidişin masum bir renk aldı
Ve en çok seni alkışladılar karanlıklar içinde. Unutulmuş bir şarkı olup düştüm dillere...Oysa gözlerinden başka gidecek yerim yoktu bu şehirde ! BIRAKMA BENİ EY YAR... Bırakırsan ölürüm açlıktan Afrika'nın karalar bağlamış kara kıtasında....

Bizim eskiden sevdalarımız vardı, umutlarımız ve hayallerimiz. Sonra ağlamak ve öfke girdi araya, bir de ayrı kalmak. Kala kala hasretlerin ortasında kaldık. Sevda; ağır bir yüktür kınalı kuzum, yoktur karşılığı. Ne hüzündür, ne bir gülümseyiş, ne de bir umut. Ne sen, ne de ben... Ancak aklının alabildiği ne varsa yokluk adına, onunla adlandırabilirsin sevdayı... BIRAKMA BENİ EY YAR... Bırakırsan Hiroşima'ya yeniden düşer atom bombası ve ben kül olurum nükleer sevdanın ateşinde...

Parçalanmak! Zerreler halinde bir meçhulün bağrında un-ufak olup dağılmak istiyorum kınalı kuzum... Sana ilk kez yazmıyorum biliyorsun.Topla, çıkar, böl ve çarp... Budur hüznüm... BIRAKMA BENİ EY YAR... Bırakırsan Şili'de Victor Jara kurşuna dizilir faşizmin hain namlularında...

Kuşatılmışlığın ne demek olduğunu bilir misin ey sevgili? Bu kuşatmadan yenik düştüm ve yıkıldım bab-ı aşkına.Tut(ma) beni...
Yargıla beni!...Yargısız infazlarından yenik düştü bedenim...
İyi yanlarıda yok değil ama, sana yazıyor olmamdan mürekkepte tutmuyor sayfalar, kalem isyanda... Ki sabret intihar mektuplarına iki var...
Ben son sahnenin repliklerini elimdeki mektuplar arasında kaybettim... BIRAKMA BENİ EY YAR... Bırakırsan Rosa Luxenburg darağacına çıkar berlin meydanında ve dünyanın bütün kadınları yas tutar yaşanamayan sevdalar adına...

Ya yeniden hayatıma dönersen? Buyur etmeye gücüm var da hoşçakal demeye yok. Ya yine gelipte gidersen.. Yağmurla... Sel, feryat... İstanbul yamaclarında soluklanmaya halim kalmaz... BIRAKMA BENİ EY YAR... Bırakırsan çarmıha gerilir İSA ve Kerbela'da kılıçtan geçirilir MUHAMMED'in çocukları susuz bir yaz mevsiminde...
çila
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #2 : Aralık 01, 2009, 07:33:59 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 3

Mutlu ŞAHİN

Üç noktaydı susuşum, bir virgül hatrına yazıyorum şimdi...

Üç nokta . . . Üç çığlık ? ? ? Üç ölüm ! ! ! Ve tek bir virgül ,

Kirpiklerinden aşk soluyan deli, yırttı acının kefenini, ölü kızın kalbine dokundu bu gece... Ve gözlerine ölüm kaçan kız, dokunulduğu her yanından kanadı...

Bir ölünün gözlerinden düş bulaştı geceye, gece aklını yitirdi... Bir delinin iç çekişiyle karardı yıldızlar... Hıçkırıkları arşı kapladı… Bir deli ağladı… Ölü kızın kirpikleri adedince ağladı... Parmak uçlarından dokundu aşka... Saçlarına notası kırık şarkılar kondurdu...

Gece; tortulu bir masalın hüznünü andırıyordu... Üçüncü kişiler hep susmuştu...

Bir masal duyuldu sessizliğin en sığ dilinde... Uzak kentin kayıp yıldızıydı anlatan... Yoktu ihtilaf... Yoktu yalan... Bir deli ve bir ölünün masalıydı duyulan... Avuntusuz masallara şarkılar kuran bir deli ve masallara hep sonundan başlayan bir ölü...

Çok geçmedi… Gülüşüne düşler inşa edilen soylu derviş, kent harabelerinin yoldaşlığında, gecenin en uzak saatinde, tuz kokulu bitişle susturdu masalı... Masal yitirdi kendini… Masal yitirdi gerçeğini… Bir deli ağladı… Kirpikleri tükenmişti, ölü kızın saçlarına denk düşüyordu, gözlerinde ki keder… Ve gece deli gömleğini giydi üstüne, masal üşümesin diye…

Ve ben... Üçüncü tekil şahıs... Kent masallarının yorgun yüzü... Uzak diyarların cana ziyan hüznü... Ben... Bir masal boyu susan... Suskusu us'unu yumruklayan... Bir deliyi geçmişe yazan, bir ölüyü koynunda uyutan, bir dervişe yaslanan... Ben yani... Mezar boşluklarında kirpiklerini uykuya yatıran... Kefeninin cebinde ölüm saklayan... Ben... Suskun şiirleriyle geceyi ayartan...

Suçluyum... Bir son bulaştırdım ellerime... Bir masali yıkarcasına, bir deliyi ağlatırcasına sustum... “Geçmiş” dedim... Geçmedi... “Gelecek” dedim... Gelmedi... “Şimdi” dedim, dokundum masala... Kayıp yıldız kayıplığını kaybetti...

Faili meçhul bir masalın tek sanığıydım ben... Masal mahallinde harflerim vardı, suçum aşikardı... Kalem; kelamla her buluştuğunda, adın kanardı, canım yanardı... Suçluydum evet... Bir masalı altı harf yaşatır sandım... Yedinciyi hiç yazmadım... Ne zaman canın yansa, susumu bastım yarana, usumu kanatırcasına... Hiç dinmedin... Sustun hep… Bende sustum... Sessizliğimi tamamladı susuşun... Bir masalın ardından suçlarını bölüşüyorduk suskunluğumuzun...

İçim acıdı... Masal kanadı... Ve omuz başında kanayan masal; yalandı! Yüreğimi burkan, kalemimi kıran, içimi senden çıkaran bir yalandı... Yinede... Adını bile yazamazken sen, adınla kanadım ben!

Şimdilerde şehirler arası yalnızlık seferleri düzenliyorum gözlerine... İsimleri silinmiş mezar taşlarında gülümsüyorum... Ve hala ölü çocukların gözlerinde masallar arıyorum... Suçluyum... Bir masaldan arta kalan yanımla, suçlarımın bedelini ödüyorum...

Affet beni kayıp yıldız... Affet... Günahsız ölümler düşlüyorum...

Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #3 : Aralık 03, 2009, 01:43:19 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 4

Mutlu ŞAHİN

Önce kız konuşuyor içinde ; karşısındakinin içine yol alıp :
''Dişlerimin arasına gizli öfkeler var, sana miras bırakacağım. Saçlarımda gecemin sen kayıpları, uçsuz sarkaçlar uzuyor. Yolumun üstüne düşmüşken aşk, ellerim tutuk kaldı ardına. Gözümden akmışken bu sevda, dilsizliğim söz oldu. Yamaçlar büyüttüm sonra, bırakıp gidince sarılacağım. Bir boşluktu gözlerin, gün geçtikçe tutunacağım.

Ne zaman gittin benden, usul usul yer etmiştin oysa içimde. Göremediğim, söyleyemediğim neydi sana? Keşke bu kadar yalnız olmasaydım. Oysa ben heryeri sana ayırmıştım. Meğer sen, ne çok kalabalıkmışsın. Yitik fırtınalar sakladım bağrıma, gözlerine baktıkça durgunlaşan.. Çöllerim adını sayıkladı, içimdeki sahrada. Sonra kurudu ömrümün son gülü, sususz kaldım okyanuslara... Şimdi alnımdaki kavga küsmüşlük soluyor gittiğin mevsimlere. Bir şarkıyla tutuşuyor içimdeki yangın. Bir avuç tuz oluyor bu veda, sol yanımda.. Sızılı bir sevmek sızıyor ellerimden, sen dönüp gittiğin an ! Gözlerin ayrılığın biletini kesiyor, kalbimdeki tren raylarında. Ve ben 'Gitme!' diye bağırsam da intiharlar bulaşıyor avazıma...''

Bir aşkın enkazında kalan yüreğiyle tutundu, vedaları avuçlarına bırakan adamın gözlerine. Bir çizgiydi ayrılık, üstünden düşmeden yürüyeceği.. Sarsıntılara meydan okuyarak yürümeliydi. Yoksa ayakları bu ayrılığın boşluğuna düşecekti...
Tam düş(üş)ünden tuttu adam sözlerinin :

''Zamansız girdi gözlerin, düşlerle örttüğüm geceme. Bir hıçkırıktı çaresizliğin, geldin ve yerleştin. Sormadın bendeki hüznü, aşka küsmüşlüğümü.. Sessizce daldın, büyüttüğün bu masalın koynuna.. Ben sana uyanma demedim. Gözlerindeki sevginin altında ezildim. Oysa içimde taşıdığım ölünün ellerine değmiştin. Gel-gitler çoğalttım seninle aramda. Barış yelkenleri vardı yüreğinde, kırgınlıklarımı suya indiren..

Duvarlar ördüm yıkılası suskunluğumda; anahtarlarını gömdüm, beni içerde bırakan kapılarımın... Güncemdeki darp izlerini koyup sayfalara, kalemimde sildim geçmişin tüm sancılarını.. 'Unutmak için yazdım, yazmak için unuttum'.. Sonra habersiz bir sabaha gözlerini düşürdüm. Hangi iple çıkmalıydım bu kuyudan? Herşeyi bir bıçak gibi kesip atan itaatini mi, ruhunun başkaldırılarını yorgun yüreğimin dizlerine yatırışın mı ?... Yoksa sahipsiz gidişlere bağrını açan, uslandıran şefkatin mi... Yeri dolmaz sancılarımı dize getirmek değildi niyetin.. Ama uysal bir deprem oldu hüznüm, ellerin değince..

Sana 'Git!' desem ; öksüz kalacak yine sol yanım. Avunmayacak yıllanmış avuntularım. Sana 'Gitme!' desem sol yanım hep ihanet edecek, içinde nefes verdiği ölüye... Cesedimin bakışındaki ben, yakacak gözlerini...''

Hava boşluğunda kırıldı tüm sözler,uzayıp gitti yürekler. Zaman eritmeye başladı hüznü, tadı kaçmış bir sevdada.. Bitti sus-pus oyunu, aşk sobelendi göz çukurlarında.. Ve iki ebe kaldı tek başına, ayrılığın giderken bıraktığı gözyaşlarında...

Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #4 : Aralık 05, 2009, 12:14:29 ÖÖ »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 5

Mutlu ŞAHİN

Avuçlarıma adını yazdım, damarlarımdan akıttım aşkı. Gözlerim düştü uzak bir çöle, Bir seher serinliğinin ürperten nefesinde. Adımlarım yol oldu, yollarım aşk, hüznüm yoldaş… Mecnunun ahı vurdu yüreğime, İçime dert oldu, dışıma yolluk.. Bir toz bulutunda kaybettim aklımı, Ayaklarımda zincirler; Her adım uçurum, uçurumda her adım. Gözlerimi söktüm geçen her kervandan, Durdurup içimin dalgalarını, seni aradım yorulmadan, Koştum, her yanda ismin harf harf, Düştüm içime, ne çoksun yar !

Issız çölümde kayboldum, mevsimler döndü. Hicaz bir türkü şimdi dilimde, Sen ki her sözde vurdun, ben sustum. Aşkımın sabrı törpülendi. Hacer’in adımlarından, Bir fırtına savurdu yüzümü, Acıma deydi tuz, Yusuf’un kuyusundan. Ağıtlar yankılandı; ucunu sende yitirmiş sahralarda. Soğuk düştü içime, ayrılık da beni unuttu. Açık kaldı üstüm, yıldızlar yorganım oldu.. Her zerremde kristallendi cümleler, Üşüdüm ; tepeden tırnağa boyandım. Aşk nehrine yalın ayak apansız daldım. Ölüm geldi ardından aldırmadım…

Vurgunluğuma deydi Musa’nın asası, İz buldu yüreğim, yürüdü ardından, Göçtü içimde bir kuş daha; Can verdi gönül ırmağımın kıyısında. Ayrılık yakarken boğazımı, külleri savruldu Havva’ya…

Dönülmez bir ömürde yaş oldu gözlerime, Kan oldu avuçlarımda, bağrıma düştü İbrahim’in ateşi… Aşkın öz suyunda yıkadım gönlümü, Akıp gitti senden sonrası, düşlerime kondu yitik türküler...

Sarıldım sabaha, bir süvari oldu yüreğim dağların kucağında. Hira’da büyüdü içimi kora düşüren bir hasret, Yüzümden aktıkça hüzün, tükendi ömrüm. Sevdama eş bir çocuk büyüdü bende, Baktıkça içime lirik gözleriyle, Sen kesildim sevdamın sessizliğinde. Yırtıldı tüm sözler, sus yaşandı tüm zamanlar.

Çığlıklarımı topladım Kisra’nın sarayından, Avaz avaz sustum, aşktı bende kanayan… Şimdi bilmem hangi diyarın, hangi viranesinde. Ay ılık ılık doğarken üstüme; içimde sadece sen ! Sol yanıma sıkıca sarılmış, gerisi boş gerisi yitmiş… Sana dair ne varsa bu ten kafesini evi bilmiş. Yırtılan yüzümde bir iz kalmış senden, Sevdanın adını ezberledim, ruhlar aleminden. Benliğimi gizledim yaralarıma, yaramda can buldu canım, Canımdan öte yarda, sana durmuş sevdalarım. Şimdi içimdeki her zerre sorguya çekilirken aşktan, Parça parça döküldü ömrüm zamanın çarmahından. Kirpiğimde dondu gidişinin sesi, bin sancı büyürken, Bendeki bu acı Meryem çaresizliği.. Ben seni içimi çürütürcesine, gözlerimi çölleştirircesine sevdim. Ne söz kaldı dilimde susmadık, Ne köz kaldı içimde yanmadık. Yollar tükense de merhem değmiyor ömrüme.

Ben aşkı yüreğinin kıyılarında adımladım, Benliğim gömülürken sabaha, yokluğuna uzadı varlığım. Ömrümün senli alt yazılarını topladım, Koydum içimde var ettiğim kutsal sandığa… Tüm zamana ve aşka yemin verdim, Dönmemek için gittiğim bu yolda, Beni unutup sana ‘aşk’ dedim...

Çift kişilik yalnızlık alıyorum gülüşünden biraz, Fazla değil sadece birkaç gece ölüyorum. Her şey bir kenara ben şiir olsun diye seviyorum cümlesini söyleyemiyorum sana. Bilinir, izin vermez vuslat sevgiliye kavuşmama. Ne olacaksa olsun, Adı aşk olsun biz yalan diye avutalım kendimizi. Kimse öğrenmesin yürek devletinde korkak şehirler kurduğumuzu. Ne olacaksa olsun. Hadi yıkılsın sarayları sağır sultanların, Unutuldukça söylenen türkü olsun kavgalarım. Bakma boşuna öyle, anlayamazsın, Gözlerim yüreğimde ulaşamazsın. Dudaklarımda söylenmemiş vedalar kabuğunu kırmak üzere, Kızma ama sevgili yüreğimdeki bu maviden veremem sana, Kızıl kıyamet günlerimi al alacaksan. Asya'ya tarih düşüreceğim kalemimden, Sen git ağla ben Ortadoğulu ölümler yaşayacağım, Mezopotamyalıları tek tek ayağa kaldıracağım Dicle'den Fırat'a, Güneyden kuzeye, Şarktan garba özgürlük taşıyan kentler getireceğim. Hadi sen git yalnızlığın resmini çiz
Ben uzun boylu direnişler koşacağım mağribe. Yüreğimden tut beni aşk sakın bırakma !...

SONNN....!!
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #5 : Aralık 12, 2009, 03:01:06 ÖÖ »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 6

Mutlu ŞAHİN

Geçtin… masum bir gülüşün yıkıntısından geçtin. Denizlere gövde üstü gömülmenin, geçen gemilere el sallamanın ve toz-toprak yutmadan kaydıraktan kayabilmenin bedeli bu kadar sancılı mı? Uçurumlardan ayağını sallandırsan geçecektir acın belki ey yar. Sürgün ruh gidemez hiçbir yere değil mi? Sustuğun çocukluğun kanlı mendilleri sallıyor arkandan. Her şeye vedasız, her şeye gerçek ve herkese yüz kalırken için gidilmez bir yere değil mi? Biraz gözyaşı, biraz keder ve anne-baba kandırmacası. Hikâyenin gerisini sen biliyorsun zaten. Ben oynamıyorum bu oyunu kalbim. Düşürüp düşürüp kırmandan yoruldum.

Sonbahar eşiğinden savrulsun da, kapılarda döneleyen hicran yüzüne aynalarda karşılık bulamasın. Hangimizin acısı hangi serencamı yoklamadan ölebildi ki? Tanımı yok seslerden yapılma bir ağızla susarken yağmaktan kıvranıyor kirpiklerin. Eşkâli yok kalbinin. Mihrabı kırılırken ayaklanmaların varlığından yorulan ömründe yalnızlığın içine işlemiş halinden usanıyorsun. Tetiği düşerken hayatın susma hakkı verilmez kimseye. Hınç sol bilekte kalan akmamış kan hâli hikâyenin çehresinde. Yazarak kanattığın ömrüne çok geliyorsun. Topla dilinin günahını sabah erken yola çık yağmur yağmadan gençliğine. Yol işaretlerini topladım alnından.

Ölümün elleri okşarken üzgünlüğün deştiği gözbebeklerini ruhundan çıkmayan kanserli duaların yoruyor seni. Henüz çocuksun çünkü çocukluğunun annesisin. Bir bakıma en çok kanla beslenen tarlaların uğrak yolusun. Afişler, replikler, içsel sürtüşmeler anlatmıyor seni çünkü sen filmlerde kendini özet geçiyorsun. Hayatını özetlerken cümlelerde ölümü perçinliyorsun. Hadi bir gökyüzü tut kendine ve ağla içine sarılarak.

Bir bilinmezin içinde tenini tahtalarla yontmanın anlamını tahtakuruları biliyor senden başka. Çünkü hepsi topu kan hikâyenin. Aklında baş dönmelerin. Çocukluğuna döndüğünde palyaçolar çoktan gitmiş oluyor. Ayakların seni taşımaktan müşteki. Dermanın kesik. Maskene ne güzel yakışıyor sarı saçların! Çocukluğundan geçen trene binmiyorsun; yeniden başlamanın telaşlı kıpırtısında yok olmamak pahasına. Başlamak ara yerde kalan her şeyin her şeyine… Kendi gerçekliğine isim veremezken ölmenin kendisi… (karanlık saklanmak için geceyi bekler derdim; gördün mü merhamet yine maraz doğurdu)

Bir bilen sorsun sana, saçlara düşünce nasıl sarılaşırmış acı? Ölümle yaşayınca nasıl okunurmuş hüzün bir fotoğraf karesinde bile? Bilenin hesabı bilmeyenden sorulur. En sonunda sen yaşamla ölünce hayatın son sözü ancak şu olur: Bir hayat yaşadım ki hayat ölümden cesur!

Henüz ölmemişken bu bedel bu masala çok fazla. Hayır, ölmeden çok fazla bu durulmaz acı. Seni anlatmak için tersten okudum ömrünü. Kalbinin beyazını yine güncene sardın. Saklanacak köşeler kapılmıştı önceden. En dipteyken düşüyorsun. Yaşama gözlerin uzun mesafe. Koş koş bitmiyorsun. Yürüse tükenirdin. En cesur yalnızlık haklı çıkartıyor seni. Haklı olmanın/ölmenin bedeliydin sen.

Yarım bıraktım ya cümle denen hayal/et/me/yi… Yazamadım, bağışla Ey Yar!
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #6 : Aralık 19, 2009, 08:46:26 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 7

Mutlu ŞAHİN

Bir sabah sicili temiz olmayan yağmurlar eşliğinde kapımı çalıp ısmarlama bir ayrılık haberiyle gelmesen de ; nadasa bırakılmış gülücüklerle kapıma kanat olsan...

Enlemine ,boylamına bölsen kabus yarınlarımı, ne olur yar? Bir gecede sensizliğin enkazı altındaki bedenime bir umut olsan seri katil hayallerimde. Gedikler dolusu gözyaşında yüzsek ve toprak kokusunu çeksek ciğerlerimize. Endamlı soğuk kış gecelerini, beraber karşılasak kan panjurlu evimizde. Yokluğunun sahipsiz bıraktığı ölüm duygularını sırtından vursak. Bir ısırgan otu gibi sarsak çıplak gecelerimizi. İzi olmayan kaçışlara, cellat kırmızısı türkülere maruz kalsak. Sonra.... Sonra bir trenle çocukluğum olduğun kentleri birer birer dolaşsak. Çocukluğumuza dönsek... Sen hiç gitmesen ve ben hiç tanımasam sinsi coğrafyasını yalnızlığın…

Kara çarşaflı, dişlerinden pıhtı pıhtı kan yağan sensiz yazgıma teslim olmasam. Kağıtlara ecel mısraları değil de; gözleri seninkine benzeyen kızımın tasfirini döksem. Herbiri bi asra, bin ömre bedel kızıl saçlarını kitaplar dolusu anlatsam...

Ölüm oruçlarına son veren kalbime, bassam kızımı. Ve açılsak senle okyanuslara kırık bir tekneyle. Mavi bir dünya inşa etsek. Şizofreni uykularımdan uzaklara. Yaralı bir akşamın kefenini birlikte yırtsak. Avazım çıktığı kadar sustuğum gecelere inat, utangaç çığlıklar atsak...

Mem-u Zin´i kıskandırsak. Nevroz ateşlerinde harlanmış aşkımı sana uzatsam. Beni mezarlık sessizliğine gömmeden kabullensen. Duygularımın gırtlağına yapışıp onları teker teker katleden katran mavisi bulutlarımı süpürsen yar!... Ahh yar!

Biliyorum, yakarışlarla boğuşan bu kalpte biliyor ki; közler basılı gözlerim, gözlerine değince ben... Ben can çekişirim! Sırf gözlerine birşey olacak diye vasiyetsiz intiharlara bürünürüm. Kardelen yaprağında çiğ olur şimdi gözyaşlarım. Sen aklıma gelince yar, çığ olan yüreğim kendi kendini sağırlaştırır. Sense sessiz bir uğurlayıştın ardından bakılamayan. Kalp krizi olduğun özlemlerimle; doğruluyorum işte!
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #7 : Aralık 20, 2009, 10:46:35 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 8

Mutlu ŞAHİN

Göz ucumda bir kentin yaşam telaşı var. Hayat, kırılarak yaşanmaya mecbur kılıyor kendini… Göz kapaklarına ağır gelen yaşları kurutan bir yaşam yorgununu oynuyor şimdi bu kentin bütün sarhoşları, ve içki şişelerindeki boşluğa denk düşmüyor acıtan boşluğu hiçbir ayrılığın…

Köşe başlarında dayak yemiş küskünlükleriyle hayatı ıskalayan düş bekçileri başkalarının masallarına tutunmaya çalışıyorlar… Bu kent hayatın bir masal olmadığını haykırıyor, oysa kendini kandırıyor, insanlarını inandırmışken kendi masalına…

Sonbahara ihanet eden bir eylül, şair susmaları doğuruyor yalnızca kalın kitapların avutabileceği…

İçimde korkulara yatırılmış bir çocuk korkum oluyor büyümesin diye. Yaşından büyük cümlelere yetişemiyor yaşı, ve hayat bir mevsim daha koyuyor yaşıyla yaşadıkları arasına… Birden cümlelerindeki nefrete ters düşen bir şair oluyorum, bütün nefretleri üstüme çekip yalnızlaşarak çoğalıyorum yalnızlığıma…

Mevsimsiz hüzünlerle kentin iç(ler)inden dönüyorum, kendilerini bir filmin repliğinde unutan yeniyetme yürekler, makyajı akan sözleriyle kahramanlığa soyunuyorlar… Ve kırmızı ruj artık kan tadı vermeye başlıyor gülüşü alıntı kadınların dudağında…

Çarşılarda bıraktığım bir el omuz başımda nöbet tutuyor zamana… Zamanla aşılmıyor oysa aşarım dediğim hiçbir şey, olan aşka oluyor yine haklı haksız kavgasında…

Sığlığında boğulduğum dostluklar kalleşçe yanılgılara gebe kalıyor zihnimde, hiçbirine kızmıyorum kızgın küfürler çarparlarken haklı sözlerime…

Düş kırıklıklarıyla perçinlenmiş hayatımı, ümidi kesik beklentilere sarıyorum, bir kadının git deyişini duymuyorum hiç, gel deyişini duymadığım gibi…

Düşlerimde hala isimsiz şehirler taşımaya devam ediyorum, bir aşkın gülünecek haline ağlıyorum sus vermeden hıçkırığıma… Ben gülemezken hayata olur da hayat gülerse yüzüme diye Haliç’te beklettiğim gülüşüm geliyor aklıma… Bir kadının nedensiz susuşu ezberimi dolduruyor, Susmayı bile beceremiyorum …

Ayrılığın vebali sarmışken boynunu son bir kez sarılmak istiyor bedenime, kollarım devrik bir enkaza hükümlü kalıyor, hükümsüzce sarmalıyor henüz yıkımından habersiz cesedi bedenimi… Yanağımda ürkek bir öpüş can veriyor gitme diye, ben can veriyorum bir tren çığlığında…

Ellerine diken batmış bir çocuğu hatırlatıyor ellerimden kaçan elleriyle, ve gittikçe uzaklarıma düşürüyor rüzgar kaçağı saçlarını… Belki de geçtiğim hiçbir istasyondaki özlemler bu denli batmıyor içime…

Kaç vapur kaç motor geçiyor binemiyor gidemiyor bir türlü, yüreğine yumruk yedirtecek bir suç, yer yarılmaz bir gerçek oluyor ayrılık, bense, inkarımın çakıl taşlarını topluyorum beynimden, yüreğime tezattır hükmü diyorum, hükümsüz bir ayrılığın, ve beni ona getiren on dokuz istasyonda yeniden yaşıyorum ayrılığı, Hiç yaşanmamış gibi…
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #8 : Aralık 23, 2009, 12:47:06 ÖS »


MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 9

Mutlu ŞAHİN

Hayatın üstüme kustuğu ‘’sonuç’’lar ‘’Neden’’ oldu bende hayata…

- Ki bahanesi hazır bir ölüm değil mi her yaşamak…?

Sen… Öldüğümü sanıp yaşadığıma kanıt arayan sevgili…

Bilir misin ki, dimağımda sorgusuz saf tutan ölümün eli ayağı oldu gidişlerin… Susmak, akılda kalıcı yaraların en son düğümüydü boğazda, belki bekletirdi acıyı… Sustum… Kimi geceler uyku tuttu beni, bazen de telefondaki o hiç olmayan ses… Sonsözden önceye, bir geri dönüşün inancına bağışladım ömrümü…

Bak işte bulanık bir dile yaslıyorum yaşam belirtilerimi, satır aralarında yeniden can bulmuşken ecel öncesi; ölümü askıya alan da yine ölüme sebebin kendisi oluyor, sen bilmiyorsun… Aklıma sıçrıyor içteki yangın, Acıyorum… Bir şizofrenin güncesine düşüyor nefes alışlarım… Çıldırdığımın resmi boy boy aynalarda… İç kanamalarımda boğulma sesleri,
Unutuyorum; kanlı kavgalarımdan arta kalan sıyrıkları… Ki senden kalma acıya bedel olamıyor şimdi hiçbir yara!…

Dikey bir hüzünle bölüyorum gece karası yolları, üstüm başım İstanbul; solumda Karadeniz uyuyor… İçimdeki hiçliğinin kalıntılarıyla beslenirken umudum, ruhum derin bir çıkmaza sürüklüyor bedenimi, ve ancak şairsem sağ çıkabilirim bütün hallerinden; biliyorum...

Sen… Öldüğümü sanıp yaşadığıma kanıt arayan sevgili… Çıkarmadın ya dilinin altındaki intiharı günü geçmeden; şimdi sessiz bir köşede, ölümün oturmasını bekliyorum kalbime…
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #9 : Aralık 25, 2009, 12:57:44 ÖÖ »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 10

Mutlu ŞAHİN

“...Tarihin sayfalarına “bir vapur dolusu” kelime kaldı, hicran dolu... Benim hüznüm haliçtir...''

Yola yakılan bir ağıt değildir bu… Yola düşemeyen bir düşkünün iç kanamasıdır kağıda dökülenler… Yol ve yolcu üzerine söylenmiş binlerce söz denedim yolsuzluğuma, uymadı…

Ey körlüğümü kör eden gece! Ne düşerki payıma zifir sessizliğinde?
Yâr yardı yüreğimi, ben; sen kanadım... Ne Leyla'ya Mecnun kalabildim senin varlığında, nede kendimi atabilecek bir kuyu bulabildim yokluğunda... Ben ne dağlar delecek kadar aşıktım, nede uğruna ölünecek kadar maşuk... Kalbimin çöllerini aşamasa da Mecnun, gözlerimin kuytularında boğulsa da aşk ve yalan kadar sadık olamasam da yalan hayata, ben; sen kadar zifir yazgımla bir sana sadık kalabildim bu hayatta birde ölüme... Züleyha'lığa Mecnun Firavunlar "gayri sadık" damgası vurup kendi hayatımın gözlerinden düşürürken beni; ben senin gözlerinde ne çok büyüdüğümün bilincinde değildim elbet... Ebedi aşksızlığa müebbet kararı vurulsa da tek celsede boynuma, ben; kendi hükmümü kendim yazdım alnıma... Yusuf'un gözleriyle dirilmek adına, atıp kendimi kör kuyulara, müebbet suskunluğu urgan yaptım boynuma... Uzak kentlerin baykuş çığlıklarına gizledim sessizliğimi... Sen, karanlığını yakan zılgıtlarıma aldırış bile etmezken kör kuyularda körelen susuşlarım sadece kendi gözlerimde yankı buldu... Sen, seninle körelttiğim gözlerime martı leşleri sundun, günaydınları hiç olmayan sabahlarımı aydınlatmak adına... Üstelik yâr dedin ölü kuşlarını astığın yalancı sabahlara... Koynunda yediverenler yeşertmek adına beni martı leşlerine terkettin ve gittin... Ben yarsız kaldım... Yani yarasız... Yani sensiz...

Şimdilerde bana bıraktığın yalancı yarlara yalan yaralar kanatıyorum... Düş yiyen gözlerimi martı leşlerine çevirip: "Bak yar!" diyorum... "Bak yar!" Yıldız yıldız söktüm sen yazılı göğümün alfabesini... Kör sitemler batırdım adını aydınlatan tümcelerime... Gün yüzü görmeyen yüzüme yar yüzünü haram kıldım... Kendime açılan kapıları sensizliğe kapadım... Ve gözlerimin sensizliğe mühürlü kapılarını ceset kokulu yarınlarla açtım... Baykuşları barındırdığım gözlerim o kadar kördü ki; geceyi utandırdı siyahı... Şimdi... Şimdi gözlerim bana kalsın yâr bütün körlüğüyle...! Sen, gözlerimin bahçelerinde, baykuşları besle gözlerinle... Al... Sana gece getirdim ceplerimde... İhanet kadar karanlık... Ölüm kadar kusursuz... Süs diye tak gözlerine...

Bak! Yokluğunla büyüttüm ben bu zifiri yalnızlığı... Avuçlarımın arasında kalan senle geceyi kararttım... Gün doğumları hiç olmayan bir kentte, her akşam gün batımıyla tükenen zamanla avuttum yokluğunu... Hıçkırıklarını boğdum ölümün, karşı yakası hiç olmayan denizlerde... Yalnızca Azrail'i büyüttüm çocuksu düşlerimde... Sen bütün sağırlığınla duymazken beni; gözlerimde yankı bulan suskunluğumu Yusuf duydu sadece... Oysa ben ne Yusuf kadar aşktım, ne Züleyha kadar aşık... Yakup kadar kördüm sadece... Bu yüzden bir tek gece kaldı ömrü delik ceplerimde... Öyle bir gece ki; yıldızları adınla söndürüp, düşürdüm solgun günceme... Ayı gözlerinde boğdum... Ve gelen güneş Yusuf'unu armağan etti Yakub'a, senin gözlerinde... Ama sen; Yakub'u kör ettin Yusuf yüzlü gidişinle...

Gittin! Beli bükük bıraktın zamanı... Akrep ölümü vurdu... Yaktığın bu yangında İbrahim olamadım ben... Yanmayı seçtim yangına... Önce kalbimin mabedindeki yüzün kadar masum, yüzün kadar hüzün yüzlü putları kırdım... Bu cinayeti ben işledim... Bu cesetler benim... Boynuma urgan yaptım baltasını aşkın... Ben o büyük putu oynadım putlaşmış insanların dünyasında... İbrahimi cesetler biriktirdim kalbimin kuytularında... Ve gidişinle körelttim suçlarını zamanın... Adın damladı Kabil'in katil gözlerinden damlayan, pişmanlık yüklü kanla aşka... Habil kadar maktül, Kabil kadar katil olsam da ilk sahnesini hep kaçırdığım bu hayat tiyatrosunda ve yaşamımda kibritçi kız hikayesinin kahramanlığına terkedilip hayatın kaldırım köşesi ıssızlığında unutulsa da ruhum, ve inadına ölümümde uyuyan güzel uykuları çok görülse de bana; ben Habil yüzlü masallar biriktirdim yokluğunda... Öyle ya... Ben aşkı Züleyha'ya bıraktım... Mecnun'un çöllerine gömdüm aşkı... Yusuf'un yüzüne sakladım suretini... Yakub'un gözlerine sapladım... Ve çocukların uyku kokulu masallarında unuttum aşkı... Külkedisinin baloda düşürdüğü aşk en çok da kurbağa prense yakıştı... Zaman 12yi vurdu... Masal kahramanları aşkı öptü prenseslerin gözlerinde... Ben ölümü öptüm Yusuf yüzlü gidişinde... Bu büyü böyle bozuldu... Şimdi uyuyan güzel uykularında ölümü bekliyorum...!
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #10 : Aralık 26, 2009, 12:29:53 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 11

Mutlu ŞAHİN

‘’Elimde elma şekeri masal kaçkını bir çocuğum. Annemin kandıramadığı prenses masallarından arta kaldı düş bozan oyunlarda hep ebe oluşum .Bir ,iki ,üç.. Önüm-arkam.. diyemeden Sobe-leniyorum..’’

Ekmek zeytin tadında gecem. Sesinin huzurunda uyku(su)zluk yüzümde yabancı kalıyor. Konuşmak aşk biçimim oluyor nice suskunluktan sonra.. Sahi susarsam kaybolur musun ‘’Meçhul’’? Sen susarsan ben ölürüm de..


Yaşamak ve yazmak seni.. En uzak bekleyiş olsa gerek. Oysa beklemek –gelmeyeceğini bile bile - en güzel yürüyüşü ömrümün. Aşka çıkan.. Aşka var(a)mayan.. Kırmızı ışıklarda sevda bağırmak dediğin bir ‘’Meçhul’’e aşık olmanın imkansız izdüşümü.. ve düşüşü bir kelebeğin gece olmadan..

Görünmeyenin elasını güzel bilecek kadar çirkinlik kustum gözlerimden görünürlüğüme. Yusuf utandı kuyusunda. Aynalar çatlattım çirkinliğimden. Sen aynalara küsmüş şehla bir bakıştın. Beni görmeni beklemek aptallıktı..
’Ey aşk! Kaç kez daha sobeleyip beni kaçacaksın kalbimin çatlaklarından..’’
Ben mi çok çabuk büyüdüm yoksa kış mı erken geldi. Ah’ımı tuttu ki güllerin kardelen biriktiriyorum ellerimde.. Kan damlıyor ayak ucuma. Ben harfe mürekkep, harf bana kan .. İçim kan kokusuyla doldu.. ve artık kana yetecek yaş da kalmadı gözümde..

Acıyı/bil(en)mek hüküm giydirildi senden sonrama. Uzak şehirlere düştü gözüm.. En çok umuda ağladım. Mavi libas içinde yalan çoktan seçmeli sırtlan gülüşünde umuda.. Umuda ve zamana.. Hangi şiirde unuttun beni ‘’Meçhul’’? Zamansızlığa yazarken adımı..

Gözyaşının tuzunda çatladı dudaklarım.. Ağlamanın tadına varıyorum şimdi özleminle. Geceydim.. Gözlerimden akan sendin. Seni yazdım. Bütün yazılmışlar silindi. Ellerini düşündüm. Kaleme ses olan ellerini. .Ay tutuldu on dördüne varmadan tutamayınca ellerini..

Senin ellerini üşüten ayaz benim gözlerimi dağlayan İbrahimi bir ateş oluyor. Yakub’un duasını işliyorum nakış nakış kanlı bir gömleğe. Kuyunun dibi görünmüyor mu Yusuf? Senin kuyun benim eli kınalı gelin türküme nakarat yankısı oluyor.. Elimde kına gözümde ateş.. Sabrını tut dudaklarıma Yakub. Ölüyorum galiba..

‘’Haremilerin kırk birincisinde kaldı masalım .Anlamsız kılındı adım. Aşkı bilmek boğazıma tukandı’’

Yetmedi alfabem. Anlatamıyorum seni aşka. Aşkı sana.. Sadece bil diyorum..

Gülün kokusuna kanım aksın ki seni seviyorum..
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #11 : Aralık 27, 2009, 02:13:36 ÖÖ »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 12

Mutlu ŞAHİN

Benim tüm şehirlerim ölüme uyuyan morg soğukluğunda buz tutuyor şimdi. Sözlerim “tüm vakitlerde” isyanlara gebe… Kanata kanata tüketiyorum gecenin sessizliğini. İhtilaller koparıyorum içimin ayrılığa sürgün “gittin” taraflarında ve tüm militanlığıyla acûze bir yalnızlık tırmanıyor izbe sokaklardan şakaklarıma. Tam şah damarından kesiyorum geceyi; ki simsiyah karanlığa boyanıyor gözlerimin hicran zifiriliği…

Ne vakit sana revan olsam yüreğimin aşk çukurlarından, uçurum kesiliyorsun yollarıma…

Aralıksız zulmünü kusuyorsun yorgun ayaklarımın altına. Ah ü firaz ediyor çocukluğum. Ve kâbuslara bulanmış zamanlara gömüyorsun düşlerimi; bî-dâr kalıyorum olmadığın soysuz sabahlara. İz düşürdüğün tüm sokaklar metrûk çıkmazlara açıyor gözlerini. De hele! Adının hangi harfinden yol tutsam ucu “ikimizliğe” çıkar şimdi?

Yoksun! Yokluğuna uzanan yolların her durağında durmaksızın kanatıyorum gözlerimi. Ve isli tren garlarında ben’liğimi ararken buluyorum kendimi… Yokum! Hasan Sabbah gibi Alamut kalesinde öldürülüyorum. Ecelim oluyorsun… “Sen” uçurumlarımdan düşüyorum “kan” çukurlarına…Ben ölüyorum; sen gülüyorsun!

Ellerinde sapan taşlarıyla Kudüs yüzlü çocuklar oynuyor gözlerimin bahçesinde... Düşlerim Kudüs kadar dirençli olabilseydi eğer, Kudüs' ü de görürdü elbet bu gözler... Şimdi birkaç veremli şarkı öfkelerimi kamçılıyor…

Sonra Kızkulesi oluyorsun; İstanbul düşüyorsun sevda taraflarıma. Kıyılarına geliyorum bir zaman. Fethedilmez gibi duruşun takılıyor bakışlarıma…Kimler yitip gitmedi ki vurgun düştüğüm gözlerinin efsunkâr yeşilinde(?) Muradların muradıydın ezelden; kaç sevdalını boğdun sularında.. Ben elimi uzatsam Hase’nin Naze’ye olan aşkı gibi vurulup kalırım Diyar-ı Bekir surlarında. Bilirim sen Mem’ini arıyorsun Mezopotamya’da ve belki de Ferhat olmak düşüyor bana dağların kuytuluklarında.. Senden çok uzakta, bozkır ayazında esir olmak…!

Ahh dört mevsim kışa çalan ömrümün yitik uykularında adı “bekleyişlerim” olan sevdam! Bil ki ben hâlâ kendi kalabalığıma karışıp ayaklarımı eskitiyorum şehrin en tozlu sokaklarında. Hercaî kuşların kanatlarında arıyorum saçlarının kokusunu ve ıssız günbatımlarını sarıyorum yaralarıma…

Gelseydin ya da hiç gitmeseydin! Belki o dem bir yağmur geliverirdi şehre güvercinlerin koynunda. Belki “aşk” olur düşerdin karanfil kokulu düş kırıklarıma…

El ele soluklanırdık dilimizde puslu bir suskunlukla gözlerinde yitmiş sarhoş gündoğumlarını. Belki de yan yana uzanırdık İstanbul’un tepelerinden mavinin uçukluğuna… Oysa yoksun!

Ve azar azar tükeniyorum yokluğunun dikiş tutmaz yokuşlarında…
Nerdesin ey meçhul sevgili, nerde? Birtek sensizlik kaldı bu delik heybemde... Gelmiyorsun…!!!
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #12 : Aralık 28, 2009, 10:26:27 ÖÖ »

 Mutlu Şahin26 Aralık, 22:22 Şikayet Et
MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 13

Mutlu ŞAHİN

Merhaba Ey Sevgili...

Her bakış belki de bir son bakıştır bilinmez ki, bazen ilk bakış bir son bakış olur insana. Bazen dili kırılır sanki, kelimeler kaybolur hafızalarda sadece gözlerin bakakalır sanal alemin ufuklarına doğru kaybolana… Son bakışların toplamıdır belki hayat denilen zaman. Son bakışlarını hatırla başkalarında kalan, birde sende ki son bakışları. Kaç yıldız kayıp gitti hayatımızdan son bakışlarını bırakarak bizlere. Şimdi onlardan bize kalan sadece bir "son bakış" tır… şimdi bu yazılanların anlamı ne, hadi bunu geçtik bunları sana yollamamın amacı ne… Amaçsız değil elbet ama inan ki çıkarsızdır bu yazı ve bu yazıyı yazan. Son kavgasında yenik düşmüş bir komutanın belki de teslim olmamak adına kelimeleri intihara yelken açmış cümleleridir. Bu bir son bakış yazısıdır mekan sanal da olsa yazan "insan" dır...


Görünen odur ki, kirletilmiştir dünyanın her bir yanı, insan istemese de bu bataklıkta yaşadığından bulaşmıştır üstüne o pis kokusu. Cesaretli insan bunu kabul eder ve temizlenmek için uğraşır, cesaretsizler ise hala ve belki ebediyen "sütten çıkmış ak kaşık" olarak kalacaklar. Bu yazı kirlenenleredir artık, kirlendiğini kabul edenleredir. İnsanı ve ona ait olan belki de tek kirlenmemiş parçası yüreğini bulmak adına bu yürekleri birleştirmek adına yola çıkanların, kirlenmemiş yürek kalmadığını anladığı bir yazıdır. Bu yazı suya yazılmıştır, yazıldığı an silinecek ve suda izi kalmayacaktır belki de, yada gökyüzüne yazılıdır yazıldığı bile belli olmamıştır hiçbir vakit…
Bu son bakıştır artık…

Gözlerin düşüyor aklıma, hiç görmediğim o gözlerin. Hiçbir özelliği olmayabilir sana göre ve başkalarına göre. Ama benim aklıma düşüyor işte hiç görmediğim o gözlerin. Kaybolmak istiyorum gözlerinin denizinde. Adım adım adımlarken kalabalık yollarını bu kentin, aklıma düşüyor yaşayamadığım sevdam. Yürek, çıldırmış… Soğuk bedeni yakıyor, yalnızlık yüreği. Sabrımın sabrının taştığı bir zamandayım. Bir kuş intihar ediyor gözlerimin önünde. Yaşamak gene ağır ve dayanılmaz geliyor. Git diyorum kalbim, git buralardan… bir geride bıraktığım sen düşüyorsun aklıma, geride bıraktığım ve hiç tanımadığım sen… kalabalık yollarını adımlıyorum bu kentin. yürek isyan mevsimin dedir bilesin gülüm. Gel artık boş kalmasın yüreğim…

"Sevdalar yaşamak içindir, Ölüm de yakışır bize"

"Vurulmuşum / Dağların kuytuluk bir boğazında / Vakitlerden bir sabah namazında / Yatarım / Kanlı, upuzun...
Vurulmuşum / Düşüm, gecelerden kara / Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz / Sığdıramam kitaplara / Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz / Rivayet sanılır belki / Gül memeler değil
Domdom kurşunu / Paramparça ağzımdaki..." ( A.Arif)

Yokluğuna yazılmış bir yazıdır bu bilmem kaçıncı seferdir ve bilmem daha kaç zaman devam edecek. Senin yüzünü hiç görmeden yüreğine yazılmış bir yazıdır bu. Yaşamanın bir yük gibi boynuma asılı kaldığı bir zamanda, benim yaşamak için sebep arar olduğum bir zamanda sana yazılmış bir yazıdır bu...

"Belinde Diyarbekir kuşağı
Zulasında kimbilir hangi hınç, hangi mısra
Yürür namus bildiği yolda...
Yürür yine de yalınayak ve
ayakları yanarak."


Bir sevda düşlüyorum dikenli yollarda yürünülen, eller kenetlenmiş, ayaklar kanasa da. Solunda bir parça et değil, yürek taşıyana selam…

Düştük yollarına hayatın. Yol nereye biz oraya demedik. Yoldan çıktık çok zaman çünkü çizili yolları sevmedik. Belki bu yüzden aykırı oldu adımız. Buna ne gücendik ne üzüldük. Aynı lardan olmamaktı zaten maksat. Maksat yaşamaktı ama zaman geçsin diye bekleyerek değil, otobüsün gelişlini duraktan bekler gibi ölümü bekleyerek hiç değil. Akvaryumda yaşamak tatlıydı, tehlikesiz, sadece sana izin verilen balıkları tanımak. Hayatını sadece çizilen sınırlar içinde yaşama aslında ölmekti. Bu yüzden vurduk kendimizi okyanuslara koca koca köpekbalıklarını kabartarak. Ama asıl o zaman tadına vardık yaşamanın ve asıl o zaman çözdük sırrını ölüm denen şeyin akvaryumda yaşamakla eş anlamlı olduğunu. Şimdi bir okyanusta milyarda bir oranlı bir rastlantısal karşılaşmanın sonucu olarak karşındayım. Merhaba diyorum sana ey hiç tanımadığım merhaba diyorum sana sanal alemin okyanusunda. Merhaba! ! !

Aralık bitmek üzere ey yar ve sen yoksun hala. Yaşamak gün geçtikçe boynumda ağır bir yük oluyor. Yalanın ve dolanın ortasında yaşamak hem de yalnız başına yaşamak zor. Yitip gitmiş çoktan bakışların masumiyeti her şey duygular da dahil her şey sahteleşmiş. Bu sahte yaşamda bir sen varsın oysa. Hayallerimde şarap içtiğim uçurum kıyılarında… Şimdi yoksun ya yanımda şimdi neredesin bilemem. Şimdi sen kimsin, şimdi nasılsın bilemem. Gözlerin ne renktir, saçların uzun mudur yoksa yenimi kestirdin bilemem. Ama bilirim ki bir yerinde yeryüzünün soluruz aynı havayı ve sen de efkarlanırsın çok zaman aklına düşerim işte o anlar adımı bilmesen de yüzümü hiç görmemiş olsan da. Biz yüreklerimizden tanıyoruz birbirimizi ve birgün mutlak bulacağım seni biliyorum. Tesadüf diyeceğiz adına oysa tesadüf olmadığını her ikimize bileceğiz.

Şimdi sen yoksun yanımda, parmaklarım klavyenin tuşlarına değerken bir bir, yüreğimin neler yazdırdığını okurum ben sonradan. Şimdi sen yoksun, gelirmisin bilemem. Ama bilirim ki bu satırlar senindir ve başkasının olsun istemem.

Sevgiyle kal…
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #13 : Aralık 29, 2009, 12:55:29 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR – 14

Mutlu ŞAHİN

Kaybolmamış bahar ezgileri çınlıyor kulaklarımda. Hüzünden sıyrılmanın yolunu buldum bu aralar. Anıların mayıs kokulu sokaklarında gezinirken ayağıma takılan esintilerle dans etmekle başlıyorum işe. Yollarımı gözleyen incinmişlikleri göz ardı edip, sadece kurtulmuş yüreğime odaklanıp, anlık sevinçler duyumsuyorum mayıs'ta. En taze gününü alıp koynuma; usulcacık yatırıyorum sol yanıma. Kapayıp kirpiklerimi, kirpiklerini düşlüyorum... 77 1 mayıs sabahı mavi gülüşünü bana miras bırakan ey meçhul sevgili, kimse masum değildir senden başka. Bakma ellerime ben kelebekleri hapsetmiş bir çocuğum. Ellerimde mayıs'ın kanı var, içimde ölüm haberleri. Seslendiğim gecelerde boğulduğum hayallerimde var, üstelik kırdığım camlar, yaktığım onca sayfa... ve panzer altında kalan bir meçhul sevgilim var 1 mayıs sabahı....

Adımlarının çıkardığı o müstesna sesin ahengine takılıp kendimden geçercesine bir türkü tutturuyorum; ''...beşyüz bin emekçi vardık, Taksim meydanına girdik, öyle bir istanbul gördük, sorarlar bir gün sorarlar...''

Şiirleri sevmediğini bilip de, hep bunun inadına yepyeni dizelerle çıkmak için 1 mayıs'ta karşına, geceleyin şairlerle buluşuyorum. Tartıp en güzelinden kelimeleri sunuyorum bilinmez diyarlarına. Kayısı çiçekleri dökülüyor 77'de panzerlerin ezdiği adımlarının bıraktığı ize. Bembeyaz ve kırılgan yapraklarını sana dair kurduğum düşlere benzeterek diziyorum satırlara. Ne güzeldir bilemezsin olmadık yerde, tam özlemin dibe vurduğu anda, köşe başında, pencere altında, çayın dumanında, sigaramın bittiği noktada, tam umudumu kestiğim yılda karşımda görmek seni. İlk defa, o mayıs sabahı görür gibi..

Umudun saklandığı yerden göz kırpmasındaki heyecanı anlatmak için Taksim Meydanına binlerce kez çıkılan seferlerden geri döndüğümde bıraktığı o tatlı telaşı anlatır gibi. Ne bozabilir bu efsunu söyler misin? Hangi inatçı gurbet, hangi mesafe, hangi varlıklar girebilir araya? Kayıp giden zamanın ardından bakan yaşlı gözbebeklerimin beyhude yakarışlarında saklanan kederi silmek için düş oyunu oynamak değil bu inan. Ne biliyor musun? Ömrümün en aydınlık köşesinden bakıp her yanını aydınlatan varlığından süzülen akıl almaz ışık hüzmesinden başka bir şey değil. Fark etmez aynı yöne bakmayışımız ve sınırları çevrili bir alanı kaplamayışımız. Aynı atmosferde, aynı dünyada olmamız bile yetmez mi? Bana yeter adanmak için. Anlamından bahar yudumluyorum bu güzel ayın. Gaz, cop ve kurşun Izdırabı kimin umrunda. Tek zerre umuduna kavuşmak için çıldırırken yüreğim...

Hangi siyah karadır içimdeki geceden,yalnızlığın hangi feryadıdır ayaklarımda gezinen.. Bir hüzün çemberi içinden geçmekle bitiremediğim, Daraldıkça daralır düşler, hangi rüyanın meçhulune esirim… Hangi köşeden dönmeli vedaları, hangi yol ayrımlarını aşka sakladı… Meçhul bir savaşın en asil kölesi, gözlerimde sözler eskiten.. Şimdi kağıtlara gömdüğüm, hangi kalemin suskun cinayeti… Kan damlar yüreğime, kırmızıya boyanır tüm satırlar mayıs'ta...
Logged

çila radiozonema
radiozonema
Administrator
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 32


gerilla amara çila


« Yanıtla #14 : Ocak 01, 2010, 09:41:29 ÖS »

MEÇHUL SEVGİLİYE MEKTUBUMDUR - 15

Mutlu ŞAHİN

Günah/sızım… Gözlerime dokunmadı ellerin…
Ellerimde demlenen ayaz yemiş gül yaprakları kokusunu göç yollarına bıraktı. Havada asılı kaldı hatırlanması hazır hatıralar. Anlatılması ne kadar zor cümle varsa cümlesiyle birikti darp almış yüreğimin kuralsız coğrafyasına. Anlatması zor…

Günah/sızım… Kambur sevdalara vurulmuş mühürlü kepenklerin soğuk yüzü var gözlerinde… Suya çizilen kelimelerinin tadına varıyorum. Güneşi ve ayı hasret bırakan şiirlerinden geçiyorum. Elimden tutup götürsen, gözlerine emanet verilen huzurun rengini toprağa yoldaş eylesen, yeminlerin ardına sığınan sözlerimi idam sehpalarına bağlasam, açılan bütün kapılardan geçsem. Sen, bütün kapılarda bekleyen, vazgeçmeyen… Gözlerime dokundu ellerin…

Ağzımın kenarında yırtık çocuklar… Bütün masallar kaç yerinden çarpıtılmış.. Kırmızı başlıklı kızlar bilirim başlığı kurt postu. Çocuklarımız hala masum masallar(!)la büyüyor! Bütün yalan hikayeler. Bu yüzden gerçeğe dönüyor!!

(Gökten üç bomba düşüyor..
biri sana
...biri kardeşine
......biri de?
-sorma daha fazla, çocuk...)

Bütün sevdiklerimden özür diliyorum bir masal kahramanını oynadım hayatlarında... ...yalansız... ...sadık... ...ve aziz!...

-size dürüst davranmakla bir komedyendim trajedilerinizin ortasında. utandınız benden bağışlayın!

Herkes parası kadar Tanrı! Borcu kadar kul! Aşkı kadar köle! Sağlığı kadar duayen! Acıları kadar isyankar!...

Saçlar doğunun asaletine, Ayaklar batının rezaletine ram olmuşken:
Şaşırmıyorum artık! Yer sofralarında büyüyenlerin lüks masalarda saadetlerinin bozulmasına!!

Gençler kendi aralarında anlaşmışlar… Bana: çekip gitmek düşer…

Avcının elinden kızı kurtaran kurtla boylarım en derin suları. Çocuklar büyür.. Allah`in emri peygamberin kavliyle… Herkes birer kurt olur sevgilisine...

Ormancı olur masayı yıkarım… Masa tertemiz olur!! Onların hafızalarında kalırım beddualarca köyün yazık iki gencinin katili...

Ülkemde bunca genç katledilirken, Tüm Türk/ü/lerde suç benim üzerime kalır...
Logged

çila radiozonema
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



Powered by SMF 1.1.8 | SMF © 2006, Simple Machines LLC | RadioZoneMa
Makko (ST-Pro) Theme by Makko